Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
RÖPORTAJ
       Gerilim yazarlarından Erol Çelik, kısa filmleriniz genelde gerilim ağırlıklı, 12 tane gerilim filminiz var, ilk Vasiyet filminizde kendiniz oynamışsınız, gerilim filminde oynamak nasıl bir duygu?

-        Aslında, aklımda bir filmde oynamak yoktu. Öyküler yazmaya başladığım andan itibaren, bir yanım hep senaryo yazmak istemişti. İlk yazdığım senaryo en değerli öykülerimden birine oldu ve imkânsızlıklar beni hem kamera önüne, hem de kamera arkasına geçirdi. Şikâyet etmiyorum elbette. Sinema tecrübe sanatıdır bir nevi. Ne kadar tecrüben varsa o kadar geniş görebilirsin diye düşünüyorum.

Oyunculuk bana bir numara büyük geldi. Gerilim filminde oynamaktansa, kamera arkasından o duyguyu kovalamak, bana daha uygun olduğunu düşünüyorum.

Bir yazınızda diyorsunuz ki Cinnet duygusu hayatımızın her anında bizimle birliktedir aslında, Yemek yemek, su içmek kadar doğal, yan komşumuz ve hatta çok değerli eşimiz kadar yakındır, Ancak cinnet sinsidir aynı zamanda, Pusuda bekler, Zayıf anımızı kollar, Aileniz özel hayatınızda ve filmlerinizde ruhsal âleminizi nasıl buluyor biraz açar mısınız?

-        Özel hayatımda sakin olduğumu söylüyorlar. Zaten gergin birinin gerilim öyküleri yazabileceğine çok inanmıyorum. Ya da benim gibi, yazarak rahatladıklarını düşünüyorum. Beni gerilim yazmaya iten şey aslında iyi gözlem yapabilmem galiba. Soluduğum her atmosferde, karşılaştığım her olayda tuhaf olan şeyler birikim yapıyor bende. Kalem oynattığımdaysa karşıma gerilim yüklü kelimeler çıkıyor.

Okuduğum kitaplar ve izlediğim filmlerde bu paralelde ilerlediği için, bu çalkantıyı seviyorum.

Burada şunu belirtmem gerekli, gerilim edebiyatı eğer kötülüğü besliyorsa sakıncalıdır. Bunu unutmamak gerekli.

İlk öykünüzü ilkokul yıllarınızda yazmışsınız ama öğretmeniz beğenmemiş, uzun yıllar sonra küskünlüğünüz gitmiş yazmaya başlamışsınız hem de gerilim üzerine ve şu anda dört tane kitabınız var iyi ki beğenmemiş diyor musunuz?

-        Beni yazmaya, öğretmenimden daha fazla küstüren şey, yayınevleriydi. Onlar bile beni yazmaktan uzaklaştıramadıysa, kimse uzaklaştıramaz herhalde. Hiç kimse okumasa bile, yazmak benim için hep olacak. Keşke ülkemde yazarak hayatımızı idame ettirebilsek de daha fazla yazacak zaman bulabilsek. 

Kısa filmciler genelde zor şartlarda filmlerini çekerler, kaynaklar bulmakta zorlanırsınız, bütçeleriniz hep cepleriniz olur, basında ve festivallerde sizlere çok az yer verirler sizce neler yapılması gerekir?

-        Her şeyden önce, Türkiye'de kısa film özgür değil.
Nedenini şöyle açıklayayım, her geçen sene daha fazla film festivali yapılıyor ve kısa filmciler için kendilerini gösterecek daha fazla platformlar oluşuyor ancak hemen hemen bütün festivaller aynı kalıplarda filmlere ödül veriyorlar. Daha fazla açıklamaya çalışayım, elbette sinemanın bazı kuralları var, elbette olmazsa olmaz bazı kalıpların dışına çıkmamak gerekli. Peki neden? "Özgün sinema" tırnak içinde yazdım, festivallerde yarışan filimler, yönetmenin kendine özgün filmleri olmalı değil mi? Ama bizde öyle değil.

Festivallerin hemen hepsinde, konu serbesttir ama sosyal mesaj vermeyen hiçbir filmin şansı yoktur. Kısa filmcilerin kendini gösterdiği tek yer festivallerdir ve aralarında şöyle konuşurlar " yeni bir film çekeceğim tam festivallik" buradaki dramatik kısım, filmi kendi için değil festivaller beğensin diye çekmesidir.

Bence kısa film tamamen özgür olmalıdır. Her yönetmen filmi kendi için çekmelidir. Ve festivaller, yönetmenin ne kadar filme inandığına bakmalıdır.

Diğer taraftan, kısa film çekmenin, özgür olmamak dışında da birçok sıkıntısı var. Bunların en önemlisi maddiyattır. Hiçbir firma kısa filme sponsor olmaz. Olsa da sanki reklammış gibi kendi firma isimlerini o filmde kullanmak isterler. O yüzden kısa filmciler imkânsızlıklardan beslenmeyi öğrenmişlerdir.

Sonuçta bu iş bir gönül işidir, eğer bu işe gönül koymadıysanız her şey kahır gelir insana.
 

.
KÜLTÜR SANAT
Gerilim türü kötülüğü besliyorsa sakıncalıdır...
Yüksel Akça'nın bu hafta Psikolojik - gerilim türünde kitaplar yazan ve kısa filmlere imza atan Erol Çelik kısa filmcilerin çok da özgür hareket edememesinden yakınıyor.