Ana Sayfa
Erol Çelik
Kitaplar
Kısa Filmler
Öyküler
Senaryolar
Yazılar
Klipler
Videolar
Haberler
İletişim
Yazılar
Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
:

.
İkinci öykü kitabım Satranç Ve Şövalye'nin, kitapçı raflarına çıktığı şu günlerde, kendimle geçmişim hakkında küçük bir sohbet yapma ihtiyacı duydum. Neden böyle bir ihtiyaç duyduğumu bilmiyorum ama bazı şeylerden korkuyorum galiba. Geçmişte neden yazı yazmak istemiştim ki? Öykü yazmak, hiç ortada olmayan yaşamlar oluşturmak, onlara yön verip, istediğim gibi hayatlarını karıştırmak, bunları neden istemiş olabilirim ki?
Kendime bile itiraf edemediğim bir egomu bu? Kibir veya kıskançlık mı? Hiç birini kendime yakıştıramıyorum elbette. Ne egom yüksektir, ne kibirliyimdir, nede kıskançlığım hat safhadadır. Ama sadece öyküleri zevk olsun diye de yazmıyorum. Garip bir haz duyuyorum. Bir rahatlama hali, bir antibiyotik tedavisi.
Tamam, daha fazla derinlere inmeyeceğim, her insanın karanlık bir dünyası vardır, belki ben öykülerimde onları ortaya çıkartıyorumdur. Belki bu öyküleri beğenenler, kendi karanlık dünyalarının kokularını alıyorlardır.
Bu yazıyla kendimle ilgili ele verdiğim ölçüde bilgi vereceğim. Umarım neden gerilim ve cinnet öyküleri yazdığım konusunda az biraz bilgi edinirsiniz.

Başlıyorum.  
İlk öykümü, hatırladığım kadarıyla ilkokul sıralarında yazmıştım. İki sincabın orman macerası gibi bir şeydi. Öykü hakkında pek bir şey anımsamıyorum ama çok sevdiğim ilkokul öğretmenimin öyküyü beğenmemesi sonucunda, yazmaya yaklaşık on yıl ara vermiştim. Şimdi o öyküyü bulsam yeniden yorumlar, ilkokul öğretmenimin adına yayınlatırdım.
Aslında, hayatın ve Türkiye'nin bu konulardaki acımasızlığını o yıllarda öğrenmem iyi olmuş olabilir, kendimi terbiye etmiş, sabır konusunda olgunlaşmıştım.

Çocukluğum hakkında küçük bir not daha; bütün arkadaşlarım o yıllarda Tommiks Teksas okurken, ben evde Kaptan Custo izler, TRT'de yayınlanan tüm deniz altı belgesellerini takip ederdim. Hayal gücümdeki bu garip sapma, beni olgunluk yaşlarımda tekrar çizgi romanla buluşturdu ve arkadaşlarımın çoktan bıraktığı o tutkuya, ben yirmi beş yaşından sonra kapıldım.

Çocukluğumun hayal gücüme katkısı aslında çok fazladır. Mesela sinemaya tutkumda yine o yıllara dayanır. Alt komşumuzun oğlu Melih ve ben binanın çatısında Türk filmi oynardık. Bu oyunlar sırasında hiçbir filmden kopya çekmeden tamamen o andaki doğaçlamalarla yeni konular bulmamız, inanın çok enteresandır. Her gün yeni konu, her gün yeni karakterler bulmak öyle kolay değildir. İlerde belki bu konuyla ilgili bir öykü yazabilirim. Hatta bu yazıyı bitirdikten sonra, demeye başlayayım. Bakın canlı canlı, bir öykü insanın aklına nasıl gelir gördünüz. Neyse, bir sonraki öykü kitaplarımdan birinde bu öyküyü okursanız, yüzünüzde oluşacak tebessüme izin verin.

Üniversiteye geldiğimde artık hem resim çiziyor, hem öyküler yazıyordum. Radyoyla tanışıp, Düzce FM'de batı müziği köşesi yapmaya başladığımda, hayatımda enteresan bir dönem başladı.
Düzce yıllarımdan bir kitap çıkacak kadar malzeme var elimde ama şimdilik o karmaşaya değinmeyeceğim. Ama şu kadarını söyleyeyim, hayal gücüm inanılmaz beslenmiştir o muhteşem şehirden.

İstanbul'a geri dönmüştüm ve çantamda bir ton öykü vardı. Artık onları yayınlamalıydım ama hayatın acımasızlığıyla bir kez daha karşılaştım. İlk kitabım Heyula'yı yayınlatmak için o kadar çok çırpındım ki, kara mizah bir film olacak kadar dramatikti.
Hangi yayın evine gitsem öykülerimin yüzüne bile bakmadılar. Bu ciddi bir acımasızlıktı. Öykülerimi okuyup beğenmeseler gam yemeyecektim. En azından bir öykümü okuyun yahu, ama yok. Git bir yerlerde ünlü ol, öyle gel diyorlardı. Yada bir tanıdıkla gel. Neyse daha fazla hicve devam etmeyeceğim. Tam altı yıl yazmaya küstüm. Hiçbir şey yazmadan geçen bu yıllar içinde, hayatın zor kısımlarının tadına baktım.
Bir gün çalışma arkadaşım Mete Katipoğlu beni kendi kitabının yayınlandığı yayın evine götürdü. Ahmet İzci, öykülerimi okuyacağına dair söz verdi. İşte dedim, benim tek amacım bu, okuyun beğenmezseniz boynumu büker giderim.
İşte ilk kitabım böylelikle yayınlanmış oldu.

Böylelikle hayallerimi yerine getirmem için bir fırsat doğdu. Bana hayatındaki en büyük idealin nedir diye sorsalar, onlara; senaryosunu yazdığım bir filmi yönetmek diye cevap verirdim. İşte bu hayalimi yerine getirmek için, üç tane kısa metraj film çektik ve son filmim iki festivalde gösterildi.

Dönelim öykülerime. Öykü yazmak beni rahatlatıyor. Bunu kötü bir alışkanlık olarak görebilirsiniz. Bunun neresi kötü diye düşünenlere cevabım hazır. Şimdilerde öykü yazmadığım zaman, kendimi huysuz bir ihtiyar kadar çekilmez hissediyorum. Gergin, sinirli ve endişeli.
Hayal gücümün nasıl geliştiğinin birkaç noktasından bahsettim, şimdide öykülerimin bazılarının oluşum evrelerinden bahsederek, nasıl öykü konuları buluyorum, nelerden etkileniyorum bunu ortaya çıkartayım.

İlk kitabım Heyula'dan.

İMZA: Bu öykünün çıkış noktası sevgili babamdır ama sadece çıkış noktası, çünkü öyküdeki psikopat karakterle babamın hiçbir ilgisi yoktur. Bunu belirteyim de. Babam inanılmaz güzel imzalar atar, canı sıkıldığı zamanlar boş bulduğu bütün sayfalara değişik, geometrik ve ilginç imzalar karalardı. Çocukluğumda onun el yazısını ve imzalarını taklit etmek istemiştim ama sanat taklit edilemezdi. Ama ne yaptım, taklit edemediğim o sanatı, kendi hayal gücümle harmanladım.

VASİYET: Bu öykünün oluşumu da ilginçtir. Çok sevdiğim ve ilk kitabımı atfettiğim arkadaşımın bana söylediği birkaç sözden yola çıkarak yazdım bu öyküyü. Cahit, ayrıldığı kız arkadaşının ardından çok üzgündü ve bana bir söz vermemi söyledi. Bu sözün ne olduğunu burada yazarsam, öykünün tadı kalmaz. Ama okuduğunuzda sizi şaşırtacak bir gerçeği yüreğinizde hissedeceksiniz. Vasiyet'in senaryosunu da yazdım ve ilk kısa metraj filmimi bu öyküye çektim. En ilginci başrolde kendim oynadım. İlk ve son oyunculuk deneyimim olacak ama yinede o filmden çok şey öğrendim.

HOŞT: Bir define öyküsüdür. Babamın arkadaşlarının başından geçtiği rivayet edilen bir define öyküsünden yola çıkılarak, biraz mistik biraz fantastik bir öykü ortaya çıktı. Büyük kız kardeşim öyküyü okuduğunda, bir daha memlekete gidemeyecek kadar korktuğunu söylemişti. Topal bir cinin koruduğu gömüyü bulmak için çıkılan bir yolculuğun öyküsü, Hoşt.

TEMMUZ YAĞMURU: Gerçekleştirmek istediğim ama sadece hayalimde gerçekleştirebildiğim bir arzunun öyküsüdür. Düzce'de okurken, iki mafya bozuntusuyla tanışmıştım ve onları gözlemlemiş, hatta kısmen onlarla başım derde girmişti. İşte kötü düşüncelerimden biri, onların sonuyla ilgiliydi. Ama sadece öyküde bunu başarabildim.

İkinci kitabım Satranç Ve Şövalye'den.

UYAN ARTIK: ikinci kitabımın ilk öyküsü. Sevgili eşim bir sabah uyandığında, korkunç bir rüya gördüğünü söyledi. Rüyasında hamile bir kadın varmış, bebeğini doğururken onu kaybetmenin eşiğine gelmiş, eğer uyanabilirse bebeğini kurtarabilecekmiş. Rüya çok ilginç gelmişti bana ve hemen not aldın. Bu arada eşim bu rüyayı gördüğünde hamileydi ve doğum oldukça zor geçti.

Neş'et-i Sâniyye Teknesi: Bu öyküyü askerde yazmıştım. Asker arkadaşım Kenan, Ebru sanatı eğitimi almıştı ve bana Ebru hakkında bir çok detay anlattı. O zaman birde kıza aşıktı. Bende ona iyi bir öykü yazacağımı söyledim. Ortaya hem aşk, hem fantastik bir gerilim öyküsü çıktı.

SIFIR: Bu öykü çok enteresandır. Bir gece oğlumla dışarı hamburger almaya çıktık ve arabayı hamburgercinin otoparkına park ettim. Yemeğimizi alıp arabamıza giderken yan arabadaki bir adam bizi uyardı. "Aman kardeşim eve giderken dikkat edin" dedi. Ben ne olduğunu sorduğumda, o bana arabanın önündeki duvarda yatan kediyi gösterdi. "Kediler lanet hayvanlardır gelip senin plakanı yaladı, ben böyle şeylere inanırım, ne olur dikkat edin." diye uyardı.  Eve sağ salim geldik ama ne yalan söyleyeyim, gelene kadar ödüm koptu. Hemen öyküsünü yazdım tabi.

Yazdığım her öykünün bir hikayesi yok aslında. Bazen çok gerildiğimde boş sayfanın başına bir şey yazarım ve sonrası gelir. Bir bakarım ortaya hayal gücümün renkleri çıkmış.

Nefes aldığım sürece, kendi oluşturduğum dünyalarda yolculuk ederek, hayatımı daha yaşanılır bir yer haline getireceğim.

Saygılarımla
Erol Çelik
2009   

Her İnsanın Bir Karanlık Dünyası Vardır
Kısa Filmler
Kitaplar
İletişim
Haberler
Videolar
Klipler
Yazılar
Senaryolar
Öyküler