Ana Sayfa
Erol Çelik
Kitaplar
Kısa Filmler
Öyküler
Senaryolar
Yazılar
Klipler
Videolar
Haberler
İletişim
Yazılar
Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
Benim Fantastik Dünyam
:

.
    1980’li yillarin basiydi, yaz tatilini geçirmek için gittigim köyümün siradan bir gecesinde, babamla amcamin konusmasina tanik oldum. Yedi yada sekiz yaslarindaydim. Babam sessizce konusup kimsenin duymamasina dikkat ederek, amcama durumu özetliyordu. Artvin, Savsat’taki iki katli ahsap evimizin kim bilir kaçinci sahit olusuydu bu gizemli konusmalara? Babam “evlat, o senin zannettigin kadar kolay bir is degil, o gömüyü topal bir cin koruyormus, basimiza is aliriz” diyordu. Belki o an, fantastik dünyayla tanistigim ilk andi. Bir gömüyü koruyan topal bir cin olgusu, kafamda aniden büyüdü. Amcam “Abi, ben ögrendim, eger gerekli dualari yaparsan ve gömüye ulasincaya kadar hiç konusmazsan, o topal cin sana hiç bir sey yapamazmis. Isin sirri hiç ses  çikarmamakta” diyerek direniyordu. Ne kadar büyüleyici sözlerdi bunlar, benim yasimdaki biri için?

    Daha sonralari ne oldu, babam ve amcam o gömüye gittiler mi hatirlamiyorum. Tam 27 yil sonra, ilk kitabim Heyula’da bu öyküyü isledim. Topal cin, benim öykümde topal bir tilki kiligina büründü ve gömüye gelenlere göründü.

    Yine ayni yillarda, annemin dogdugu Hopa’nin Garci (Hendek) köyünde bir kez daha karsilastim fantastik dünyayla. Kirmizi tepe diye bilinen alanin ardindaki misir tarlalarina girmistik bir kaç çocuk. Rahmetli anneannem kosarak yanimiza geldi ve “çikin misir tarlasindan, orada Lazdebaraf var, sizi yakalar” diye bizi korkutmustu. Sonralari Lazdebaraf nedir diye merak etmistim. Lazdebaraf misir tarlalarini koruyan,  kafasinda kocaman bir sepet olan ve çocuklari yiyen bir yaratik oldugunu ögrendim. Yasli bir kocakari sekline bürünen cadilar oldugunu söylemisti köyün büyükleri.

    Elbette çocuklarin misirlari mahvetmesini önlemek için uydurulmus bir yaratik profiliydi bu ama hayal gücümün hamurunu daha bir sertlestirmisti. Ben o yaz, Topal cinin ve Lazdebaraf’in yasadigi bir fantastik dünya olusturmustum bile hayal dünyamda. O yaslarda beynimde bir kayit cihazi olsaydi,  ortaya nasil öyküler çikardi bir düsünün.
Bu yaziyi yazdiktan sonra Lazdebaraf hakkinda bir öykü yazmaya karar verdim.
   
       Sonrasinda duydugum bütün fantastik ögeler kafamda yer etmeye ve aklimi çelmeye basladi. Tepegöz’ü dinlemeye doyamazdim mesela. Sonralari isminin Anka Kusu oldugunu ögrendigim “Gak deyince et, guk deyince su vereceksin” diye adlandirdigim hikâyeyi dinlemek, beni iyice masalsi bir hayal gücüne sürükledi. Ayaklari ters cinler, atlara ve lohusalara musallat olan Alkarasi, toroslu kayalardan öteye yol vermeyen devler ve daha niceleri.
   
    Bütün bunlar benim fantastik dünyayla tanismama sebep olmustur.
    Fantastik dünyayi kim nasil biçimlendirirse biçimlendirsin, benim anladigim ve sevdigim fantastik dünya, yasanmamis dünyalarda, gerçek olmayan varliklarin, gerçek yasamla harmanlanmasidir. Biz Türkler bunu gerçek yasamimiza kadar sokmayi zaten basarmis bir toplumuz, yoksa bunca söylence olur muydu? Efsanelerin kalbi bu ülkede atar miydi zannediyorsunuz?
Olaganüstü nitelikler tasiyan, gizli güçlere sahip, ne olduklari bilinmeyen, inançlarimizla yogrulmus varliklarla ilgili hiç mi bir sey duymadiniz?

    Cinlerin, ecinnilerin, cadilarin, perilerin, seytanlarin, mekirlerin, feristelerin, feristahlarin kol gezdigi bir hayal dünyasi, soludugumuz havanin moleküllerine kadar karismis durumda zaten. Soluk almamiz yeterli. Nereye kaçarsak kaçalim, bu bizim genlerimize islemis durumda.

    Türk insaninin hayal gücü inanilmaz genistir, bunu inkâr eden, Dede Korkut’un hikâyelerindeki gibi tas kesilir. Fantastik dünyanin en âlâsi kendi kültürümüzde sessizce yüzüyor zaten, sadece bunu görmek yeterli. Elbette bati edebiyatindan da keyif alabilir ve o kitaplari okuyabilirsiniz ama kendi kültürümüze açilsak, baska hiçbir seye gerek kalmaz diye düsünüyorum.
Topal Cin, Lazdebaraf, Karakoncolos, Congolos, Kara-kura, Kara Korsak, Kamos, Kayis Ayak, At binen cin, Çarsamba karisi, Karabasan, Albasti, Hinkir Munkur, Demirkiynak, Tarlaguzan, Ifrit, Yol azdiran, Çitlik kusu, Kuyu kizi, Umaci, Abra, Bukrek, Meran, Garuda, Aldaci, Enkebit, Itbarak, Hirtik, Rom rom ana.

    Yukaridaki isimler, bir nevi Türk fantastik dünyasinin yaratiklaridir bir kaçidir sadece ve her birinin enteresan öyküleri vardir ama isin kötü yani, sadece söylence olarak kalmistir. Haklarinda yazilmis genis bilgiler ve öyküler yoktur. Her biriyle ilgili bilgi toplamaya kalksaniz, elinize pek fazla bir sey geçmez ama her biri kendi basina fantastik bir dünyanin anahtaridir ve en önemlisi bizimdir. 

    Benim derdim  bu. Kimse bana kizmasin, fantastik edebiyat sadece elflerden orklardan olusmuyor. Elbette ben de çok seviyorum o kitaplari ama bizim bir an önce kendi fantastik dünyamizi yaratmamiz gerek. Keske herkes Ihsan Oktay Anar gibi kendi kültürünü yazsa.

    Özetlemek gerekirse; benim fantastik dünyam anlatilara, efsanelere dayanir. Bu topraklarda islenebilecek o kadar lezzetli olgu var ki, o kadar genis bir hayal dünyasina sahip bir toplumuz ki, kültürümüze sahip çikalim.
   
    Kendi fantastik dünyamiza sahip çikalim.

    Devsirilmeyelim.


                                                                                                             Erol Çelik
                                                                                                     06. Haziran. 2012
Kısa Filmler
Kitaplar
İletişim
Haberler
Videolar
Klipler
Yazılar
Senaryolar
Öyküler