Ana Sayfa
Erol Çelik
Kitaplar
Kısa Filmler
Öyküler
Senaryolar
Yazılar
Klipler
Videolar
Haberler
İletişim
Yazılar
Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
BEN BİR KATİLİM 3
:

.

     Ben bir katilim ve isledigim cinayetlerin zaman mevhumuyla hiçbir alakasi yoktur. Söyle açiklarsam daha anlasilir olur galiba. Benim gibi insan öldürmeyi beyninde yasayanlarin tarih sikintisi yoktur. Istedigimiz an, istedigimiz tarihte ve istedigimiz mekânda siddet uygulayabiliriz. Bu sadece aklimizin bizi nereye götürdügüyle alakalidir. Neticede siddete maruz kalanin, onu yasayanla bir ilgisi olmamalidir. Onu yasayan, eger bizim gibi, siddeti üretenler gibi, olayi akillarinda yasamasi yeterlidir. Bu bir beslenme gerçegidir.
     Siddetle beslenmek, onu arzulayan kisinin tercihi kadariyla gerçeklesir. Biz neye hizmet ettigimizi bildigimiz sürece tehlike yoktur.
     O zaman itiraflarima devam edeyim.



     2078 yilinda olabilecek bir darbeye karismistim. O tahammülsüz yillarin hükümetinin inanilmaz zulmüne karsi olusturulan bir direnis gücü vardi ve beni direnis gücünün lideri buldu. Yardim istiyordu. Boyumdan büyük bir ise karismak gibi bir korkum olmadigi için, önce yardimin sebebini sordum. Liderin açiklamalari bana yetmisti. Yardim edecektim. Çözümü biliyordum.
     2078 yilindaki yasantiyi inceledim ve karsilastigim manzara beni ürküttü. Gerçekten gelecek böyle mi olacakti? Eger öyleyse vay gelecegin haline. Insanlarin eglence anlayislari tamamen degismis, okuduklari kitaplari yasayarak eglenir olmuslardi. Daha açiklayici olmak gerekirse, birey eger ask romanlarindan hoslaniyorsa, oradaki kahramana bürünüyor, kitapta konu edilen aski yasiyordu. Eger kisi, maceradan hoslaniyorsa, okudugu kahramanin kimligini taklit ediyor, kurgulanan kitabi yasiyordu. Hükümet bunun için platformlar olusturmus, parkurlar düzenlemisti.
     Sorun yok gibi görünüyordu ama siddet edebiyatindan hoslanan okurlar için durum farkliydi. Onlar bir katili örnek alinca ve sistemin yönlendirdigi parkurlar disinda cinayetler islemeye basladiginda, is çigirindan çikmisti. Hükümet bu oyuna bir son verdi ve halkin tek eglencesini elinden aldi. Insanlari tam bir monotonluga mahkûm etti.
     Çözüm yerine, isin kolayina kaçarak yasak edebiyatina basvurdular.
     Bu gidise dur diyen birileri olacakti ve yardim çagrisi bana geldi. Ben bütün incelemelerimi bitirdigimde, direnis liderine iyi bir yazar yolladim. Gerilim öyküleri yazan ve o tarihin en iyi yazarini. Ismi Volkan Hasanoglu’ydu.
     Volkan Hasanoglu yeni bir öykü yazdi. Direnis bu öyküyü el altindan dagitti. Dört bin ayri ordu kuruldu.      Halk ordusuydu bunlar ve öyküdeki kahramani yasiyorlardi.
     Darbe girisimi oldu. Çok kan döküldü. Dört bin ayri orduya karsi hükümetin pek bir sansi yoktu.
DARBE ( Erol Çelik - 19 Numarali Koltuk. S. 7 - 32)



     2008 yilinin sicak ama güvensiz günlerinden birinde Emin Tortu isminde bir gençle tanistim. Bir emlak ofisinin camlarindaki ilanlara bakiyordu. Bakislarindaki ve hareketlerindeki gerilim beni merak denizinin en derin bölgesine sürüklemeye yetmisti. Yanina kadar sokuldum ve kulagina ne yapmak istedigini fisildadim. Akli karismisti muhakkak, bana diger kisiden bahsetti. Onunla tanismak istediginden ve sevgilisiyle olan sorunlarindan konustu.
     Çok fazla bir sey anlamadim ve onu takip etmeye karar verdim. Emlakçidan çikip evine gittiginde aklinda bazi planlar yaptigini anlamistim ama beni bile sasirtacagindan hiç süphem yoktu. Kiz arkadasiyla film seyrediyordu ertesi gün. Film bitince kiz arkadasi küstahliklar yapmaya baslamisti. Emin pencereden disari bakti. Karsida bos bir daire vardi. Ben ne yapmam gerektigini düsündügüm o anlarda, Emin Tortu’nun arayisini anladim ve aklima gelen seyle kendimi kutladim.
     Artik Emin Tortu’nun oturdugu evin karsisindaki bos dairenin içindeydim. Onun kafasini karistiracak bir sekle bürünmem ve olaylara sekil vermem çok da zor olmadi. Emin içeri girerek, karsida bir adamin oldugunu söyledi ve kizi zorla pencereye çekti. Küstah kiz pencereye gelip benim oldugum pencereye baktiginda ben ortadan kayboldum.
     Olaylar hizla gelisti. Emin Tortu, karsi penceresinde bir yabancinin dolastigini gördügünü düsünerek aklini oyaliyordu ve sevgilisini bu oyunun içine sürüklemeye çalisiyordu. Fakat kiz ayri dünyalarda yüzmek istiyordu. Onlari binadan çikarken gördüm. Firsati kaçirmak üzere oldugumu anladigim için hemen delikanlinin kulagina fisildadim. “Hadi onu karanlik pencerenin oldugu eve getir, bu eglenceli olacak” diye ikna ettim.
Kiz direndi böylesi bir maceraya katilmak için ama Emin kararli bir sekilde kizi bos daireye kadar sürükledi.   “Gel” dedi “eglenceli olacak”
     Ben bos dairede bir köseye saklandim ve olanlari yönetmeye basladim. Kiz durmadan tehditler savuruyordu oysa emin kizi eglendirmeye çalistigini savunuyordu. Isler çigirindan çikacagi sirada devreye girdim ve Emin’in kulagina fisildadim tekrar. “Öldür onu” dedim. Küregin yerini gösterdim.
     Kürek kizin kafasini ezerken bir kenarda zevkten sekillere bürünmüs bir sekilde olanlari izledim. Ben bir katilim ve bundan zevk aliyorum.
KARANLIK PENCERE (Erol Çelik - 19 Numarali Koltuk S.33 – 60)


       2002 yilinda bir otobüs kazasindan sonra, katillik hayatimin en enteresan olaylarindan birini yasadim ve yasattim. 19 numarali koltukta yolculuk eden biri ne kadar dikkatimi çekebilirdi ki? Veya birkaç koltuk önde güzel bir kizin 19 numarali koltukta oturan gence alimli bir sekilde bakmasi beni ilgilendirir miydi?
     Yigit isminde bir genç, 19 numarali koltukta oturan yigit, parçalanmis bir otobüsün, alevler ve dumanlar içindeki ön camindan disariya dogru bagiriyor olmasi, beni ilgilendirdi. Ilk kez orada tanidim onu. “O yasiyor, bebek yasiyor” diye bagiriyordu. Itfaiyeciler ona ön camda disari çikmasi için alan yaratmaya çalisiyorlardi ve nihayetinde kucaginda genç bir kizla ön camda gördük onu. “Bebek yasiyor, onu duyabiliyorum” diye feryatlar içindeydi.
     Yigit’i ikinci kere hastanede gördüm. Daha dogrusu onu görmek için hastaneye gittim. Çünkü enfes bir konuydu bu yasayacagim. Genç, bana kurtardigi kizi hiç tanimadigini ama hastanedekilerin ve polisin onu esi zannettiklerini söyledi. Yardim istegiydi aslinda bu serzenis. Üstelik kiz hamileydi.
     Ben hizla aklimda bir kurgu yapmaya çalistim ama basaramadim. Yigit’e, hadi kalk, al kizi ve hastaneden çikart dedim. Götür ve ailesine teslim et. Diger taraftan kizin hayatinin hiçte kolay olmadigini kurguladim aklimda. Onlar Istanbul’a dogru yola çikarken ben, kizin eski bir sevgiliden peydahladigi çocugunun kaderini çizdim. Eski sevgili ilk cinayet olmaliydi. Arzulu bir cinayet gibisi olamazdi.
     Bebegin dogmasina yakin Yigit’e, çocugun babasini bulmasini fisildadim. Buldu da ama baba olacak serseriye bebegi kabullenmemesini söyledim. Ortalik karisti. Kavgalar gürültüler.
     “Yigit” dedim “eger bebegi kabul etmeyecekse ve bebege sen bakacaksan bunun bedelini ödemeli.” Yigit düsündü. “Öldür onu” dedim fakat sanki buna cesareti yoktu. Oysa uygun kosullar olursa yapacak gibiydi.   Kosullari sagladim. Kosullari saglamakta benim gibilerin üstüne yoktur. Bebegin babasini Yigit’e öldürttüm.   Çünkü ben bir katilim.
      Bitmedi. Kader 19 numarali koltukta basladiysa orada bitmeli diye düsündüm ve Yigit’le bebegin annesinin Ankara’ya dogru kaçmasini sagladim. Her seyi ayarlamistim. Otobüsle yolculuk edeceklerdi. 19 numarali koltuga oturmaliydilar diye düsünenler biraz basite kaçmis olurlar.
     Büyük bir otobüs kazasi daha planladim ama bu sefer onlar için kurtulus olmamaliydi. Ve bu sefer bu kaderin baslangicinin anlaminin büyüklügü gibi, bitisinin de anlamli olmasi gerekiyordu. Her ölüm küçük bir öyküyü hak eder. Yigit’in öyküsü küçük bir öyküden fazlasini hak etti dogrusu.
     Yigit bu sefer 19 numarali koltukta oturmuyordu ama 19 numarali koltukta oturan bir baska genç yüzünden gerçegi anladi ve ölümünün ne kadar bosa gittigini anladi. Bu aci bir öykü olmustu.
     Ben istedigimi elde ettim. Baskalarinin aci sonlari beni daha fazla keyiflendirir mi bunu size söyleyemem ama su kadarini bilmeye hakkiniz var, ben bir katilim ve isim öldürmektir.
     Buna ihtiyacim var.
19 NUMARALI KOLTUK ( Erol Çelik - 19 Numarali Koltuk s.61 – 141)


     Kafami dinlemek için ya da aklimi toplamak için genelde sehir metrosunda dolasmayi severim. Bazen isler çigirindan çiktigi zamanlar kendimi banliyö treninde bulurum. Küçükçekmece’den biner, Sirkeci’de inerim. Metro ve tren benim gibiler için bir mabet gibidir. Yoksa onca insani nerede bir arada görebilirsiniz?
     Iste o, günahlarimla yüzlesmekten kaçtigim günlerden birinde rastladim Samil’e. Sirkeci yönüne giden banliyö trenine binmisti. Tam da benim bulundugum vagona. Beni göremiyordu çünkü ben tam o sirada vagondakilerle küçük bir oyun oynuyordum. Uyuma oyunu. Vagondaki herkes uyuyordu. Samil vagondan içeri girince sasirdi ama korkmadi. Ben korkar ve trenden iner diye düsünüyordum ama öyle olmadi.   Aradigim eglenceyi bulmustum.
     Bir vagon dolusu insani nasil öldürürüm diye düsündügüm an, buna nasil bir amaç yüklerim dedigim an, bu katliami nasil daha eglenceli hale getiririm dedigim an, bu andi.
     Samil kapanan vagon kapilarinin penceresinden disariya bakmaya basladi. Oysa kafasinda merak denen canavar çoktan uyanmisti. Samil’e etrafi arastirmasini fisildadim. Herkes, hatta ayaktakiler bile uyuyordu ve bunun sebebini ögrenmeliydi. Yasli bir adami uyanik gördügünde çok sasirdi. Ama yasli adamin gözlerindeki suçlayici ifadeden korktu ve kosarak uzaklasti.
     Oyun simdi basliyordu. Ilk durakta Samil trenden indi. Simdi sira bendeydi. Samil indigi vagonun içine bakti. Simdi bütün herkes uyanikti ve yalvararak camlara vuruyorlardi. Bu kadari da yetmez dedim. Korkular içinde kivranan Samile çok daha büyük bir oyun hazirladim. Kosarak vagondan uzaklasirken, tren korkunç bir gürültüyle havaya uçtu.
     Vagonun içinde kaç kisi vardi hatirlamiyorum ama hepsini öldürdüm.
     Samil uyandiginda kendini bu sefer bir metro istasyonunda görmüstü. Sanki bir önceki tren kazasini rüyaymis gibi anilarina kazidim, bunu yapmamin sebebi, oyunuma devam etmek istememdi. Samil uzunca bir süre gerçek hayat zannettigi, benim kurgumda yasadi. Bir kizla cesaret savasi verdi ve sonunda onu elde etti. Bir adamla kavga etti ve sopa yemesine karsin erkekligini ispat etti.
     Ama sonunda ilk yasadigi tren kazasinin gerçekligiyle yüz yüze geldi. Sebebini ve neden bu oyunun içine sikistigini ögrendi.
     Ben ise bir vagon dolusu insan öldürdüm.
     Ben bir katilim.
BU SEFER SINAVI KAYBETME (Erol Çelik – 19 Numarali Koltuk s.187 – 216)



     Iki bin iki yilinin kasim ayina yakismayacak kadar istah açan atmosferinde üç dalgiçla tanistim. Elbette onlar beni tanimadilar ama ben onlarla nerdeyse bir hafta geçirdim. Enfes manzaralar esliginde, enfes maceralar yasattilar bana.
     Hele o liderleri yok mu, bilmis tavirlari ve digerlerini daraltan kurallari beni çok eglendirdi. Birçok sey ögrendim dogrusu. Neden tüpsüz dalindigindan, balik çesitlerine kadar her seyi.
     Liderle ilgili bir oyun düsünmeliydim. Aslinda dilinden düsürmedigi senkop, aradigim seydi ve bu konu için bir ön çalisma yaptim. Dogrusunu söylemek gerekirse bilmem gereken her seyi, üç kisilik ekibin lideri söyleyip duruyordu zaten.
     Planimi yürürlüge koydugum gece ekip, gece dalisi için kendi dalis alanlarinda hazirliklarina baslamislardi. Ilk baslarda bir süre balik tutmalarina müsaade ettim. Tam tuttuklari baliklardan mangal yapacaklari an, üzerlerine üç tane sarapçi musallat ettim. Amacim siki bir kavga çikartip olayin rengini degistirmekti.
    Her sey istedigimden daha iyi gelisti ve olaylar biçaklamalarla bitti.
    Hayir, elbette bu kadar degildi. Ben olayi senkoba baglamaliydim ve bunun için bir firsat daha verdim.
    Üç sarapçiyla kavga ettikleri gece olaylari sadece kavga boyutunda bitirdim. Üç dalgiç o gece sorunsuz bir av yaptilar ve evlerine döndüler. Ertesi gün liderlerine senkop yasatmak için kollarimi sivadim. Güzel bir av günü daha sundum dalgiçlara ve ödül olarak alkol içmelerini sagladim.
     Sabaha karsi teknede gözlerini açan lider, arkadaslarinin balik için daldigini gördü. Önce çok sinirlendi onlara çünkü en önemli kurallardan biriydi alkollü ve alkolden sonra suya girmemek. Ama insanoglu çig süt emmisti. Arkadaslari elleri baliklarla su yüzüne çikinca kendini tutamadi ve suya daldi. Benim amacim da buydu zaten, insanin kendi kurallarinda bogulmasina bayilirim. En azindan iri bir levrek tutmanin ne zarari olabilirdi ki?.
     Senkop denen sey onu yutunca kendinden geçti.
     Bir ara gözlerini açtiginda arkadaslari tarafindan kurtarildigini gördü ama buna müsaade etmedim ve tekrar kendinden geçmesini sagladim. Tekrar kendine geldiginde bir ambulansa tasindigini gördü. Az ilerde üç sarhos ona dogru bakiyordu ve ellerinde kanli bir biçak vardi.
     Ben bir katilim. Eger böylesine bir özgürlügüm yoksa, bu isi neden yapayim ki?
DERINLIK SARHOSLUGU ( Erol Çelik – 19 Numarali Koltuk s.217 – 262)


.
Kısa Filmler
Kitaplar
İletişim
Haberler
Videolar
Klipler
Yazılar
Senaryolar
Öyküler