Ana Sayfa
Erol Çelik
Kitaplar
Kısa Filmler
Öyküler
Senaryolar
Yazılar
Klipler
Videolar
Haberler
İletişim
Yazılar
Copyright ® 2010-2011 erolcelik.net
:

.
BEN BİR KATİLİM 1

        

          Kayitlara geçmis, kirkin üzerinde insan öldürdüm ve onlarca cinayet tesebbüsüm var. Simdi oturmus yeni cinayetler islemeden önce, daha önce neden insan öldürdügümü açiklama geregi duyuyorum. Benim gibi iflah olmaz biri buna neden gerek duyuyor bilmiyorum ama itiraf etmek istiyorum.
          Lafi fazla uzatmadan ilk cinayetimle basliyorum.

          Bir adamla tanistim 2000’li yillarda, ismi Mert Külüç’tü. Sevimsiz, orta yaslarda bir adamdi. Yalniz bir dünyasi, arizali bir yasantisi vardi. Bu adamin beni çeken özelligi, kendini ifade edis biçimiydi. Kizdiginda, üzüldügünde, sevindiginde hatta sehvet anlarinda bile imza atardi. Sayfalarca imza karalar, her birine saygi duyardi. Imza atmak onun hayatiydi adeta.
          Bir gece feci bir kavgaya karistigini duydum, galiba bostanci sahilindeydi. Birkaç serseriyle dalasmis, gençler bunu bir temiz dövmüslerdi. Kavganin sonunda imza attigi eli kirilmisti. Öyle siradan bir kirik degildi bu, bir daha imza atamayacak hale getirmislerdi. Mert Külüç’ün hayati zindan oldu. Imza atamamak onun için ölmek demekti.
          Bana sordu, bundan sonra ne yapacagini bilmiyordu. Bana ne yapmasi gerektigini sordu. Ben, intihar etmesini söyledim. Onun ölmesine izin verdim. Kendini öldürmesine izin verdim. Isteseydim yasamasina izin verirdim ama onu öldürdüm.
IMZA ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.7-34 )

          Ikinci cinayetim 1974 yilindaydi ve yasli bir kadinla ilgiliydi. Kirsal topraklarda yasayan bir çiftle tanistim. Hasan çavus karisini çok seven bir adamdi ve kesin kararini verdigi son dakikaya kadar, karisini sevmeye devam etmisti. Karisi yaslandikça degismis, adama hayati, son yillarinda zehir etmisti. Hasan çavus bana, yasli kadinlardan nefret ediyorum diye gelmis ve yardim istemisti. Karisi yüzünden çocuklarini göremiyor, huzur denen seyin kokusunu bile duyamiyordu. Adami hakli çikaracak o kadar hikaye dinledim ki, ‘Heyula’ anlamini bulmustu.
          Hasan çavusa da izin verdim, karisini öldürmesine göz yumdum.
          O yasli kadini cayir cayir yakmasina izin verdim.
          Bu cinayeti de ben isledim.
HEYULA ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.35-47)

          1999 yilinin sonlarinda, enteresan bir ask öyküsü çikti karsima. Cem isminde, 20’li yaslarda bir genç, düstügü kaosu anlatti bana. Bir yanda en sevdigi arkadasinin intihari, diger yanda üstlendigi vasiyeti. Nedir bu vasiyet diye sordum ona. Cem, aglamakli konusarak vasiyeti açikladi bana. En sevdigi arkadasi Cahit, “eger bana bir sey olursa, bil ki bu Feray yüzündendir, eger bana bir sey olursa onu pesimden yolla, bu sana vasiyetimdir” demisti. Cem, vasiyeti aldigi gece Cahit’in intihar haberini de almisti. Simdi bana sordu, vasiyeti yerine getirmeli miydi gerçekten?
          Ben hiç tereddüt etmeden vasiyeti yerine getirmesini söyledim. Git kizi öldür ve arkadasinin pesinden yolla dedim ona.
          Kizi ben öldürdüm ve vasiyeti yerine getirdim.
VASIYET ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.48-61)

          Küçük bir kiz çocugu vardi, yil 2000’lerin basi olmali. Kiz çocugunun adini hatirlamiyorum simdi ama ona herkes Kizil Çilli Çiyan diyordu. Kizildi, küçüktü ve çilliydi, hepsi bu. Neden onunla dalga geçiyorlardi ki? Hele ablasi, neden ona zarar vermek istiyordu? Hatirliyorum, kizil çocuk ablasini kaç sefer rüyasinda görmüs, ablasi kaç sefer rüyasinda ona zulüm etmek istemisti. Hayati bir türlü yoluna girmiyordu. Sonra Tolga diye bir çocuk vardi, bir tek o iyi davraniyordu ona, ama ablasi Tolga’yi da ayartti ve Kizil Çilli Çiyanin üzerine saldi.
          Ben bu küçük kizla tanistigimda her seyi ögrendim. Iyi bir kiz çocuguydu ama akli biraz karismisti. Ablana bir ders ver dedim, onun canini yak. Küçük kiz söyledigimi yapti ve ablasinin gözüne makas sapladi. Sonra hayatimdan çikti gitti. Belki bir gün yine onu ziyarete giderim.
          Kim bilir?
KIZIL ÇILLI ÇIYAN ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.62-130)

          1996 yilinin ekim ayinda Ilknur isminde bir kiz, tahmin etmedigim bir köse basinda çikti karsima. Ölecegini düsünüyordu. Ölümün kendine çok yakin oldugunu ve artik ondan kaçamayacagini aklindan çikaramiyordu. Bir sabah evde yalniz basinayken onun kulagina egildim ve ölüm korkusundan kurtulmanin yolunu buldugumu söyledim. Elindeki bardagi düsürdü. Bardak yerde bin parçaya ayrildi. Korkuyor ve ölecegini düsünüyordu. Cam kiriklarindan biri elini kesti ve vücudundan bir damla kan akti. Kan onun ölüm korkusunu aldi süpürdü.
          Ama uzun sürmedi, bir süre sonra tekrar ölecegi duygusunun esiri oldu. Hemen kulagina egildim, vücudundan kan akit dedim, hatirla bunu dedim. Tereddüt etmeden kesti vücudunu ve kanini akitti. Evet, kaybolmustu ölüm duygusu. Ben bundan feci zevk almaya baslamistim. Kiz ölüm duygusuna kapiliyor, ben onun vücudunu kesmesini seyrediyordum. Her seferinde biraz daha büyük bir kesik atmaliydi vücuduna. 
          Bir gün aklima müthis bir fikir geldi ve bunu kiza söyledim. Ilknur beni dinlerdi. Ona dedim ki “eger kendi kanini akittiginda ölüm kanatlanip uçuyorsa, acaba baska bir seyin kanini akitirsan yine kurtulur musun ondan?” O gece arkadasinin kedisini kestirttim ona. Kediye saatlerce ölüm hakkinda ahkam kesti önce.              Sonra kediyi lavaboya bagladi ve bogazini kesti. Ölüm onu tekrar ziyarete geldiginde, bu sefer bir köpekti kurbani.
          Bütün bunlar olurken Ilknur’a bir dilencinin musallat olmasini sagladim. Çünkü amacim büyüktü. Cinayet islemeliydim. Cinayet isletmeliydim.
          Ilknur’a dilenciyi öldürttüm.
          Dilenciyi ben öldürdüm.
DILENCI ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.131-233)

          Yolum Düzce’ye düstü 1997 yilinda. Volkan’la temmuz ayinin o bunaltici sicaginda tanistim. Üniversiteyi Düzce’de okumus, bir çok arkadas edinmisti bu sehirde. Ama dost edindigi kadar düsmani da vardi. Arkadaslarini ziyarete gelmisti tanistigimiz günlerde. Düzce’nin anilariyla yikanmis sokaklarinda dolasirken iki düsmaniyla karsilasti Volkan. Bana, sende gel dedi ama digerleri seni görmesin. Tamam dedim ve gizliden arka koltuga oturdum. Önde iki psikopat oturuyordu ve durmadan kendilerini övüyorlardi. Çok sinirlendim ve Volkan’a sakin olmasini, uygun zamani beklemesini söyledim.

          Melen çayinin kenarina gittik. Sinan denen psikopat durmadan melen deresinde nasil adam vurdugunu falan anlatip daraltti bizi. Tabi beni görmüyorlardi. Ben sadece Volkan’in arkadasiydim. Bir ara yandaki serseri bir silah çikardi. Volkan’a tam sirasi simdi dedim ve silahi onlardan almasini söyledim. Volkan akilli çocuktu. Daha önce hiç ates etmedigini söyleyerek, onlara silahla bir el ates etmek istedigini söyledi.  Psikopatlar daha önce hiç ates etmeyen adam olur mu diye dalga geçtiler. Volkan silahi aldi ve disari çikti.  Bana ne yapmasi gerektigini sordu, ben de o iki psikopati da vurmasini söyledim.
          Volkan melen deresinin yaninda iki psikopati da vurdu.
          Onlari ben öldürdüm.
TEMMUZ YAGMURU ( Erol Çelik - Heyula kitabindan s.277-302)


          Belki bu benim iç hesaplasmamdir, belki de yenileri için bir alistirma. Sebep her ne olursa olsun, devam edecegimi biliyorum.
          Ben bir katilim.


.
Kısa Filmler
Kitaplar
İletişim
Haberler
Videolar
Klipler
Yazılar
Senaryolar
Öyküler